Islamic's profileUNIVERSAL MUSLIMPhotosBlogListsMore Tools Help

UNIVERSAL MUSLIM

By Ahsen®
Photo 1 of 35
12/18/2008

Kâinatın Nur dan İşçileri

“MELEKLER”

Semâvât âlemi, yeryüzüne ayak bastığı günden beri âdemoğlunun hep ilgisini çekmiştir. “Acaba orada yaşayanlar var mı? Varsa kimlerdir? Yaşam biçimleri nasıldır? Onlarla irtibat kurmak mümkün müdür? Ne ile uğraşırlar?” gibi sorular insanoğlunu bugüne kadar hep meşgul etmiştir.

 Gerek semâvî dinlerde gerekse diğer inanışlarda semâvât sakinlerine farklı isimler verilerek değişik anlamlar yüklenmiştir.

 Bu çalışmada sadece semâvâtta değil, vazife icabı kâinatın her yerinde bulunabilen semâvâtın bu nurlu sakinlerinin yani meleklerin varlıklarına dair aklî ve naklî deliller getirilerek onların sıfat ve özellikleri, bazılarınınsa hususî vazifeleri ele alınacaktır.

Arapça’da Melek kelimesi “göndermek” anlamındaki “l’ek” kökünden olup “haberci, elçi, güçlü kuvvetli, tasarrufta bulunan, yöneten manalarına gelmektedir. Çoğulu melâikedir.

İslâmiyet melâikenin varlığını hem aklî hem de naklî delillerle ispat etmiştir. Îmanın altı rüknünden biri de “melâikeye iman” olduğundan melâikenin varlığına iman etmek farzdır ve onları inkâr etmekse küfürdür. Duyularımızla müşahede edemediğimiz melekler, âlem-i gaybda Allah’ın mükerrem kullarıdır;  latîf ve nurani varlıklardır.

MELÂİKENİN VARLIĞINA DÂİR AKLÎ DELİLLER:

Melâikeye iman öyle bir meseledir ki, bir tek meleğin varlığı ile melek taifesinin umumunun varlığı bilinir. Meleklerin varlığına dâir birçok aklî delil vardır. Bu delillerden bir kısmı aşağıda zikredilecektir:

1. Dünyadaki canlılar meleklerin varlığına delildir.  

Dünyadaki canlılar meleklerin varlığına delildir; çünkü uzaya nispetle çöldeki bir kum tanesi mesabesinde olan dünyamızda milyonlarca canlı türünün yaşaması ve bir devridaim suretinde dünyanın sürekli canlı türleri ile doldurulup boşaltılması, uçsuz bucaksız semâvâtın boş bırakılmasını aklen kabul edilemez hale getirmektedir. Küçücük dünyayı bunca canlı ile doldurup kâinatın geri kalan kısmını boş bırakmak, büyük bir israf gibi görünmektedir. Hâlbuki âlemin hiçbir yerinde ve hiçbir ferdinde zerre kadar israf ve abesiyete müsaade etmeyen, hadsiz hikmetle iş gören bir zat, böyle bir çirkinliğe asla razı olmaz.

2. Canlı varlıklar sadece gördüklerimizle sınırlı değildir. Kâinatın her tarafı hayat ve şuur sahibi canlılarla doldurulmuştur.

İnsan, canlılardan sadece görüş alanına girenlerini görebiliyor. Bunun dışındaki varlıkları görebilmek için ya üstün özelliklere ya da onları görmeyi sağlayacak aletlere sahip olmak gerekir. Mesela bakteriler ve bir kısım mikroskobik canlılar çıplak gözle görülmez. Onları görmek için ya gözün görme kabiliyeti geliştirilmeli ya da bir mikroskop kullanılmalı. Çıplak gözle görünmeyen canlıları yok farz etmek yalnızca cehaletin delili sayılır. Hâlbuki o varlıkları görememek onların olmadıklarına delil olamaz. Aynen bunun gibi şu nihayetsiz semâvâtın her köşesini görecek gözlere, âletlere sahip olunmadığı halde orada (oraya münasip) canlıların yaşamadıklarını iddia etmek delilsiz bir varsayımdan öteye gidemez. Balıkları suda, aslanları karada yaşayacak şekilde uygun cihazlarla donatan Allah’ın, melâikeyi de semâvâta münasip bir şekilde yaratmasına engel hiçbir aklî neden yoktur.

3. Hayat, meleklerin varlığına delildir.

Varlık, hayatla değer kazanır. Hayat, varlığın kemal mertebelerindendir. Hayatı olmayan bir varlığın varlığı ile yokluğu arasında pek fark yoktur. Mesela büyük bir dağ bir karıncaya nispet edildiğinde, küçük olmasına rağmen karınca dağdan daha değerli olur; çünkü karınca hayat sahibidir. Yaşadığı çevreyle irtibatı, alış verişi vardır. Hatta kâinatla bir şekilde münasebeti vardır. Dünyadaki canlılara bakıldığında onların çok basit ve kesif maddelerden yaratıldığı görülür. O basit ve şeffaf olmayan maddeler hayatla, şuurla nurlandırılmıştır. Toprak ve su basit ve kesif iki maddedir. Fakat bunlardan sayısız canlıları yaratmakla bu iki unsur nurlandırılmıştır. Acaba pis bir sudan (meni) insanları ve hayvanları yaratan, kuru topraktan had ve hesaba gelmez bitki türlerini var eden bir zat, toprak ve suya göre daha şeffaf ve latif olan ateş gibi, nur gibi unsurları hayatsız, şuursuz bırakır mı?  Kuru toprağa ve pis suya değer verip de ateşe, nûra ehemmiyet vermemek hikmetine yakışır mı? Elbette nihayetsiz hikmet sahibi olan o Zat-ı Hakîm, hikmetine bütün bütün zıt olan böyle bir abesiyete asla ve kat’a izin vermez. Basit unsurları hayatlı, şuurlu ve idrak sahibi canlılar yaratmak suretiyle değerlendirip de kıymetli olanları hayatsız ve şuursuz bırakarak israf etmez. Ateş gibi nur gibi latif ve şeffaf unsurlardan da latif ve nuranî varlıklar yaratması hikmetinin gereğidir.

4.  Şuurun varlığı meleklerin varlığını gerektirir.

Şuur kelimesi lügatte “bir şeyi anlama, tanıma ve kavrama gücü” ya da “kendi varlığından, benliğinden haberdar olma hissi” olarak tarif ediliyor. Hayat nasıl ki varlıkları kıymetli bir hale getirir; varlık, hayatla değer kazanır. Aynen öyle de hayat da şuur ve idrakle nurlanır. Şuur ve idrakin derecesi ne kadar yükselirse hayatın değeri de o nisbette artar. Şuur varlıkları anlayıp tanımamız ve tefekkür edip âlemdeki sırları, hakikatleri kavrayıp keşfetmemiz için verilmiştir. Kendi varlık ve benliğimizin farkına vararak yaratılışımızı ve yaratıcımızı idrak edelim diye ihsan edilmiştir. Demek ki her şuurlu varlığın vazifesi, “şuuru nispetinde tefekkür etmek; yani düşünmek suretiyle âlemin sırlarını, hakikatlerini anlamak”tır.

Âlemdeki bunca hikmet, san’at, nizam ve intizam bir mana için vardır. O da yaratıcıyı tanıtarak varlığından haberdar kılmak, büyüklüğünü ve yüceliğini idrak ettirerek layık olduğu medh-ü senayı yaptırmaktır. Hikmet ve san’atı anlayıp kavrayacak varlıklar olmazsa Yaratanı kim tanıyacak; varlığından kim haberdar olacak? Demek ki hikmet, san’at, nizam ve intizam, şuur sahiplerinin varlığını zaruruî kılar. Şuurlu mahlûkat olmazsa hikmet bilinmez. San’atın, nizam ve intizamın değeri anlaşılmaz. Eğer şuur sahibi varlıklar sadece dünyada yaşıyor olsaydı kâinatın geri kalan kısmında şuurlu mahlûkat olmasaydı oralardaki bütün icraat, san’at ve hikmet bilinmeyecek; bu işler temaşa ve medh ü sena edilemeyeceğinden hadsiz bir israf edilmiş olacaktı. Hâlbuki insan şuurlu olmasına rağmen âlemin her tarafına gidebilecek imkâna sahip değildir. Hatta dünyadaki hikmet ve san’atı dahi tamamıyla anlayabilmiş değildir. Evet, o şuur sayesinde insanoğlu pek çok sırrı çözmüştür. Fakat daha çözül(e)memiş olan nice sırlar, hikmetler var. Mademki Allah ü tealâ dünyanın dışındaki âlemlerde de hadsiz hikmet ve san’atını sergiliyor, buraları nizam ve intizamı altında sevk ve idsa ediyor. Nihayetsiz hikmet ve san’at, tefekkür edecek şuurlu mahlûkların varlığını gerekli kılar. Öyleyse o hikmeti, san’atı, nizam ve intizamı israf etmemek için oraya münasip şuurlu varlıkları da yaratacaktır. İşte o varlıklara İslâmiyet melâike adını vermiştir.  

5. Allah’ın varlığı meleklerin varlığına delildir.

Allah’ın varlığına ve birliğine dâir olan bütün aklî deliller dolayısıyla meleklerin varlığına da delildirler. Çünkü Cenab-ı Hak gönderdiği bütün ilâhî kitaplarda onlardan bahsetmiş, haklarında bizlere pek çok bilgi verip onlara iman etmemizi emretmiştir. Madem aklî deliller Allah’ın varlığını ve birliğini bizlere ispat ediyor. O’nun kâinatın yegâne yaratıcısı ve hâkimi olduğunu gösteriyor. Nihayetsiz ilim, irade, kudret ve hikmet sahibi olduğunu bildiriyor. Kâinatın yaratıcısının her türlü kusurdan, ayıptan, eksiklikten, âcizlikten münezzeh olduğunu ifade ediyor. Öyle ise bütün bu vasıfların sahibi olan Zat’ın, yarattığını bildirdiği meleklerin varlığında hiçbir şüphe olmaması gerekir.

6. Peygamberler meleklerin hem şahidi hem de delilidirler.

Peygamberlerin hakkaniyetinin delilleri de meleklerin varlığını ispat eder; çünkü peygamberler meleklerle bizzat görüşmüş, vahyin büyük bir kısmı Cebrail (a.s.) vasıtasıyla peygamberlere ulaştırılmıştır. Doğruluk sıfatıyla her dâim muttasıf olan peygamberlerin melâike hakkındaki ittifakları, meleklerin varlığını güneş gibi ispat eder. Peygamberler davalarını hem aklen ve mantıken hem de ahlakî kemâlâtlarıyla muhataplarına verdikleri güven hissi ile ispat ederler. Gösterdikleri mucizeler ise şüphe ve tereddütleri ortadan kaldırıp, inkârcıların inatlarını kırmak içindir. Madem peygamberler aklî ve mantıkî delillerle, ahlakî faziletleriyle, gösterdikleri mucizeleriyle davalarını ispat etmişlerdir; öyle ise bütün peygamberler varlıklarını ittifakla haber verdikleri meleklerin varlığına hem şahid hem de delildirler. Acaba yüz yirmi dört bin peygamberin mucizelerine ve müşahedelerine dayanarak varlıklarını ittifakla haber verdikleri melâikenin vücudunu kim inkâr edebilir? Bu kadar sadık şahidleri kim bulunan bir davayı yalanlayabilir?

7. Kur’ân, hakkaniyetinin delilleriyle melâikenin varlığını ispat eder.

Kur’ân’ın hak kelamullah olduğunu gösteren bütün deliller melâikenin vücudunu da ispat eder; zira melâikenin varlığı ve vasıfları hakkında en geniş izahat onda zikredilmiştir. Eğer Kur’ân gerçekten Allah’ın kelamı ise onda bahsi geçen her şey doğrudur, haktır. Bin dört yüz küsur seneden beri insanlığa yol gösteren Kuran’ın hakikatlerinin aksi ispat edilememiş; hiçbir davası çürütülememiştir. Öyle ise Kur’ân’ın beyanatına dayanılarak kat’i bir kanaatle denilebilir ki, melâike vardır ve Kur’ân’ın hak ve kelamullah olduğu hakikatini çürütemeyen hiç kimse melâikenin varlık delillerini de çürütemez ve onları inkâr da edemez.

8. Evliyalar keşif ve kerametlerinin şahitliğiyle meleklerin varlığına delildirler.

Evliyalar peygamberlerin getirdiği dinî hakikatleri baş ve gönül gözü ile ayne’l-yakîn veya hakka’l-yakîn suretinde, yani görüp yaşayarak, keşf ve zevk ederek ispat ederler. Evliyaların melekleri müşahedeleri de melâikenin varlığına bir delildir. Meslek ve mezhepleri birbirinden farklı, zaman ve mekân itibariyle birbirinden uzak, keşif ve kerametleriyle davalarını ispat eden velilerin, ittifakla meleklerden haber vermeleri bu davaya kuvvetli bir delildir.

9. Avam-ı nâsın melâikeyle görüşüp konuşmaları meleklerin vücuduna delildir.

Gerek Kur’ân’da ve gerekse diğer semâvî kitaplarda meleklerin insanlarla da zaman zaman muhatap oldukları anlatılır. Yeryüzündeki insanların neredeyse dörtte üçünün inandığı semâvî kaynaklı kitaplarda insanların bazı istisnai durumlarda meleklerle karşılaşıp konuştuklarına dair ittifak vardır. Kur’ân’da Hazreti İbrahim’in yanına gelen melekleri insan zan edip onlara yemek hazırlaması, (Hud 69–70)  Lut aleyhisselamın kavmine yakışıklı gençler suretinde görünmeleri ve onlarla aralarında geçen olaylar sadece peygamberlerin değil, sıradan insanların da melekleri gördüğüne delildir. (Hud 77–83)

  Ayrıca Bedir Harbi'nde müşriklerin melekleri görüp onların kimler olduğunu sahabilerden sorması gibi hadiseler sıradan insanların bile melekleri gördüğüne delildir.

Lût kıssası, Tevrâtın Tekvin Kitâbı'nın 13, 18 ve 19. bablarında anlatılır. “İki melek akşamleyin Sodom’a vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kaltı. Yere kapanarak, “Efendilerim” dedi, “Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz.” Melekler,  “Olmaz” dediler, “Geceyi kent meydanında geçireceğiz.” (Tekvîn: 19/2.)

Ama içerideki adamlar (Melekler) uzanıp Lut’u evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar. Kapıya dayanan adamları, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki, adamlar kapıyı bulamaz oldu. (Tekvîn: 19/10–11.)  Tevratın bu ifadeleri Kur’ân’ın ifadelerine çok cihetlerle benzemektedir.

İncil'de meleklerin insanlarla diyalog kurdukları şöyle anlatılır: Melek kadınlara şöyle seslendi: “Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa’yı aradığınızı biliyorum. (Matta 28/5)

Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekildikten sonra çobanlar birbirlerine, “Haydi, Beytehem’e gidelim, Rabb’in bize bildirdiği bu olayı görelim” dediler. (Luka 2/15)

10. Bütün inanışlarda melek inancının var olması meleklerin varlığını ispat eder.

Gerek semâvî gerekse semâvî olmayan inançlarda melek kavramının bir şekilde bulunuyor olması da meleklerin varlığına delildir. Melâikenin varlığına naklî deliller başlığı altında genişçe izah edileceği gibi hem ehl-i akıl hem ehl-i nakil meleklerin varlığında ittifak etmişlerdir. Bu kadar büyük bir çoğunluğun ittifak ettikleri bir meselede nasıl şüphe edilir? Bu kadar insanın iman ettiği bir hakikat nasıl akıldan uzak görülebilir? Meleklerin varlığını inkâr eden insan bütün semâvî dinleri ve kitapları, peygamberleri, evliyaları ve meleklerin varlığını kabul eden bütün inanışları inkâr etmiş olur. Acaba bu kadar kuvvetli bir delili inkâr edenin aklından şüphe etmek daha yerinde olmaz mı?

Buraya kadar zikredilen delillere bakıldığında ortaya çıkan gerçek şudur ki; meleklerin varlığı naklen sabit, aklen câizdir. Bu mesele hakkındaki aklî deliller sadece saydıklarımızdan ibaret değildir. Bunlar denizden bir damla, dağdan bir zerre hükmündedir.

MELÂİKENİN VARLIĞINA DÂİR NAKLÎ DELİLLER:

Melâikenin varlığını ispat eden nakli delillerin en büyüğü hiç şüphesiz semâvi kitapların verdiği haberlerdir. İlâhi kaynaklı bütün semâvî kitaplarda meleklerden bahsedilmiştir. Meleklerin sıfatlarında birtakım farklı inanışlar bulunmakla beraber varlıklarında ittifak edilmiştir. Bunların dışındaki inanışlarda da melek inancı vardır.

Yahudilikte melekler: Bütün Yahudi mezhepleri melekleri kabul etmektedir. Yahudi inancına göre melekler yaratılışın ikinci veya beşinci gününde ateşten yaratılmış saf ruhlardır. Rabbinik literatüründe melekler insanlardan üstün görülmekte, ancak faziletli insanın meleklerden daha üstün olduğu belirtilmektedir. Melekler sınırlı iradeye ve ilahî bilgiye sahip olmakla beraber geleceği ve kıyamet saatini bilmezler. “Allah oğulları (melekler) insan kızlarının güzel olduklarını gördüler ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar.” (Tekvin, 6/2) sözüne dayanılarak meleklere bir cinsiyet atfedilmektedir. Meleklerin kanatlarından ve uçmalarından bahsedilmesi onların kuvvet ve süratlerine işaret içindir. Melekler yeryüzünden önce yaratılmıştır.
(Eyub, 38/ 6,7)

Onlar gökte ikamet etmektedirler.
(Tekvin, 28/12)

Ruhani tabiatlı görünmez varlıklardır. Yeryüzüne görev için geldiklerinde insan şekline girer ve insan gibi konuşurlar.

(Tekvin, 18/8)

Yahudilik’te meleklerin görevlerini Tanrı’nın yardımcıları olmaları, O’na ibadet etmeleri, vahyi ve şeriatı tebliğ etmeleri, insanları korumaları ve onlara yardım etmeleri, Tanrı ile insanlar arasında aracılık yapmaları şeklinde özetlemek mümkündür.

Hristiyanlıkta melekler: Hıristiyanlıktaki melek inancı Yahudilikteki melek inancı ile benzer nitelikler taşımaktadır. Yeni Ahid’de iyi ve kötü melek tabiri vardır. (Matta, 25/41; Vahiy, 12/7) İyi meleklerin semada ikamet edip Allah’ı tesbih ettikleri ve O’nun huzurunda bulundukları, O’nun ordusunu teşkil ettikleri, oradan yeryüzüne indikleri ifade edilmektedir. (Matta, 18/10; Luka, 1/19) Melekler sınırlı bilgi ve iradeye sahiptirler. (Matta, 24/36; Markos, 13/31–32)  İnsan suretinde görünmektedirler. Kendi aralarında sınıflandırılmışlardır. Duman ve ateşten yaratılmışlardır. İncillerde meleklerin sık sık belirli şekiller altıda görünmeleri onlara beden atfedilmesine sebep olmuştur.

Hıristiyanlıkta meleklerin görevleri; genel olarak Tanrı’nın emirlerini insanlara iletmek, insanlara muhafızlık edip onların kurtuluşlarını istemek ve gerektiğinde cezalandırılmalarında aracı olmaktır.

İslâmiyet’te melekler: İslâmiyet’te melekler farklı suretlere girebilen fakat duyularla algılanamayan nurani varlıklar olarak tarif edilir. Gerek Kur’ân-ı Kerim’de (Bakara 2/85; Nisa 4/136) ve gerekse tevatür derecesine gelen hadislerde onlardan bahsedilmiş,(Buhari, “İman”, 37; Müslim, “İman”, 1) iman esasları arasına gösterilmiştir. Nurdan yaratıldıkları, (Müsned, V1, 168; Müslim, “Zühd”, 60) Hazreti Âdem’den önce mevcut bulundukları, Allah’ın hitabına mazhar olup O’nunla bizzat konuştukları, (Bakara 2/30–34; Hicr 15/28–29), hiçbir şey yiyip içmedikleri, (Hud 11/69–70; Zariyat 51/24–28) Kuvveleri şiddetli ve güçlü oldukları, (Necm 53/5; Nisa 4/136) ifade edilmiştir. Ayrıca müşriklerin “Melekler Allah’ın kızlarıdır” şeklindeki ifadeleri red edilmiştir. (Saffat 37/149–150; Zuhruf 43/19) Meleklerin görevleri arasında diğer mahlûkat gibi sürekli Allah’ı tesbih etme, (A’raf 7/206; Ra’d 13/13, Enbiya, 21/20), O’na secde etme, emirlerini yerine getirme, (Nahl 16/49–50; Tahrim 66/6), Peygambere salât-ü selam getirme, (Ahzab, 33/56), mü’minler için dua ve istiğfarda bulunma (Mü’min, 40/7–9) gibi davranışlar sayılmaktadır. Ayrıca türlerini ve sayılarını Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği ifade edilmiştir. (Müdessir, 74/31)

Diğer inançlarda melekler: Babil dininde hem Melekler hem de Cinler vardır. Babil’de Asur’da tanrılarla insanlar arasında sürekli bir ilişki kurulduğuna inanılır. Her kişinin birisi önden, diğeri arkadan yürüyen veya biri sağında, biri solunda iki koruyucu meleği vardır. Şedu ve Lamassu denilen, kanatlı boğa şeklinde tasvir edilen, sarayların ve mâbedlerin girişlerinde bekçilik yapan cine benzer varlıklar mevcuttur. (Finet, s. 37–49)

Sümerlerde Melekler yedi gruba ayrılır; bunlar da iyi ve kötü melekler olarak sınıflandırılırdı. İyi meleklerin insanlara iyilik yapıp onları koruduklarına, kötülerin insanlara kötülük yapıp zarar verdiklerine inanılırdı. (Dhorme, s. 46–47, 266–277)

Hititlerde tanrılar derece itibariyle kendisinden daha aşağıda bulunan Sukkallu adı verilen bazı elçilere ve Guzallu adındaki taht taşıyıcılarına sahipti. Bir kısım Hitit metinlerine göre ana tanrıçanın emrinde elçilik yapan iyilik ve kötülük melekleri vardı. (IDB, I, 129–130)

Zerdüştîlikte Zend Avesta metinlerinde Ahura Mazda’nın yanında Ameşa Spenta (kutsal ölümsüzler) denilen altı baş meleğin bulunduğu belirtilmektedir. Meleklerin insanlara şefaatçi olup onları kötülüklerden koruduklarına inanılır. Ahura Mazda meleklerden oluşan ordusuyla Angra Mainyu ve Deva adı verilen şeytanlardan oluşan ordusuyla sürekli savaş halindedir. Meleklerin temel görevleri tanrı ile insan arasındaki mesafeyi birleştirmek, ilâhî planı, irade ve kanunu bildirmektir. Avesta’da Angra Mainyu kötü, Spenta Mainyu ise iyi ruh olarak kabul edilir. (Christensen, s. 29; IDB, I, 134; ER, I, 283)

Hinduizm, Budizm, Konfüçyüsçülük, Jainizm gibi dinlerde insana vahiy getiren melekleden ziyade kötülük simgesi varlıklara inanç vardır. Hint dinlerinde semada ikamet eden ve ölümlülere görünmeyen “Deva”lar ve “Asura” denilen kötü güçler vardır. Ayrıca “Biruni Deva” denilen meleklerin bulunduğu bunların başkanının “Mahadeva” olduğu, “Deva” isminin ondan geldiği, Hintlilere göre 330 milyon melek bulunduğu ifade edilmektedir. Hintliler’in melekler için yeme, içme, ölüm ve diğer beşeri halleri câiz gördükleri, onların bu dereceye ilimle değil ibadetle varmış olduklarına inandıkları dile getirilmektedir.(Tümer, s. 161)

Taoizm’in oluşturduğu Çin dinlerinde genellikle değişik nitelikteki ruhlardan oluşan görünmez bir dünya vardır. Melek inancı özellikle mistik Taoizm’de vardır. Shang-ch’ing denilen en yaygın mistik akıma göre Yang Hsi gökten gelen bir düzine varlık tarafından ziyaret edilmiş ve kendisine birçok kitap yazdırılmıştır. Kitapları yazdıran varlıklardan başka verilenleri muhafaza edenler de vardır. (Lagerwey, s. 71–72)

Yunan ve Mısır (İskenderiye) “Neoelenisme” felsefesinde meleklere “Ukul-i aşere” (on akıl) denirdi. Bunların ayrı ayrı, irade sahibi nefisleri vardır. Varlıklara gökten gelir, onları ikaz ederler. Gayr-i maddi yani mücerret vücutlara sahiptirler. Bunların en büyüğü “Logos” adı verilen “Akl-ı evvel”dir. Tanrı bütün kâinatı onun vasıtasıyla yaratmıştır. Yunan felsefesinde Akl-ı evvel ve Ukul-i aşere, bütün kâinatın yaratıcısı olarak kabul edilir. Her şeyin mercii, bütün işleri idsa eden meleklerdir. Asıl Tanrı, atıl ve batıl, boş ve işsizdir.

MELEKLERİN SIFATLARI

Meleklerin sıfatları hakkındaki bilgilerimiz Kur’ân ve hadislere dayanmaktadır. Dolayısıyla meleklerin sıfatları hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır.

Meleklerin Ehl-i sünnet ve’l cemaat âlimlerinin âyet ve hadislere dayanarak ittifakla haber verdikleri sıfatlarını şöyle sıralayabiliriz:

1.    Melekler; Allah Teâlâ’ya ibadet ve taatle meşgul olan nuranî varlıklardır. Allah’ın kendilerine verdiği emri aynen yerine getirirler. Asla itaatsizlik etmezler.

“Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, ya­kıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun! Onun üzerin­de sert, şiddetli, Allah’ın kendilerine emrettiğine is­yân etmeyen ve ne emr olunursa yapan melekler (zebâ­niler) vardır.” (Tahrim, 6)  

Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Melekler nurdan yaratıldılar, cinler dumanlı bir alevden yaratıldılar. Âdem de size vasfı yapılandan yaratıldı. “  Müslim, Zühd 60, (2996).  

Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah’a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190).  

Göklerde ve yerde kim varsa O’nun (kulu)dur. O’nun katında bulunan (melek)ler de) (O’na ibâdet etmekte kibirlenmezler ve yorulmazlar. Gece gündüz usanmadan (O’nu) tesbîh ederler! (Enbiya, 19/20)

2.    Melekler yiyip içmezler. Erkeklik ve dişilikleri yoktur. Allah’ın kuludurlar.

“Rahmân (olan Allah, melekleri) çocuk edindi” dediler; (hâşâ!) O, bundan münezzehtir. Bil‘akis (onlar) şerefli kılınmış kullardır. (Enbiya, 26)    

“Kendileri Rahmân’ın (itâatkâr ve şerefli) kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışlarına şâhid mi oldu­lar? Onların (bu asılsız) şâhidlikleri yazılacak ve (bu hususta) sorguya çeki­leceklerdir.” (Zuhruf, 19)

“And olsun ki elçilerimiz (melekler) İb­râ­hîm­’e müjde ile geldiler: “Selâm (senin üze­rine olsun)!” dediler. Bunun üzerine (O da:) “Selâm (sizin üzerinize de olsun)!” dedi; beklemeden (onlara) kızar­tıl­mış bir buzağı ge­tirdi. Fakat ellerinin ona uzanmadığını görünce, on­lar(ın durumların)ı yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir çeşit korku düştü. (Onlar ise:) “Kork­ma! Şübhesiz ki biz (Allah’ın me­lekleriyiz ve) Lût kavmi­ne (azab vazîfesi ile) gönderildik!” dedi­ler.” (Hud, 69/70)
6/6/2007

Vaktinde Namaz..

 

Alıntı
Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılır mı? Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.

Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Hep ne oluyorsa, namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geçiktirdim namazı." dedi kendi kendine...

Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi... "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu... Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki, hicabından rekten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. " kadar da yorulmuşum. " dedi. Daldı gitti öylece....

Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her taraf insanlarla doluydu. kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor, soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok sey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.

Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okunuz? "dedi dudakları titreyerek.....

Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde... Iki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından sakin bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden.... "Şükürler olsun" dedi, kendi kendine ve devam etti; "Gözlerimi dünyaya açtım, Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını İslam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırliyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'i anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım.." Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum. " diyordu. Ama bir yandan da " O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez. " diye düşünüyordu. Tek sığınağı Allah 'in rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyor;sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kagit, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti.

Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulaklari yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı. "Olamaaaazzzz" diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum?Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep Rabbimi anlattım." diyordu.

Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu?Bir yardım eden çıkmayacak miydi? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.. "

Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar...... Namazım.... Hiçbiri beni kurtarmayacak mı? " diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı.

Resulullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insani günahlardan öyle temizler." buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mi beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. "Namazlarım..... Namazlarım.... Namazlarım. " diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. Iki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı, kendisini yukarıya çekti.

Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz?" dedi. İhtiyar gülümsedi: "Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum. " dedi...

İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; başını salladı;

    “Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı?.."

Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu.
biz
http://bedavajava.tripod.com/kisasureler.wma

 

Windows Media Player

Universal Video

Loading...
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Esselam Güzel insan...
Allah razı olsun bu güzel yorumunuzdan dolayı...
Dec. 16

Merhaba, değerli kardeşim, çok güzel bir sayfa hazırladığınız için sizi tebrik ediyorum. Okuyanlara faydalı olacağına inanıyorum. Daha iyi ve daha kapsamlı sayfalar hazırlayarak gençlerimize din, iman, ahlak, namus, terbiye, edep, haya, vatan sevgisi konularını anlatıp öğretmek emri bil maruf olduğu için kadın erkek her müslümana farzdır. Allah hepimizin, çocuklarımızın ve gençlerimizin yardımcısı olsun, binler selam ve dua ile Allaha emanet olunuz. Benim sayfamı da ziyaret edip yorumlarını ekleyebilirsin.

 

Öyle bir aşk olsun ki yaşadığımız
Onun destanı göklerde yazılsın.
Öyle bir dostluk yaşayalım ki,
Melekler o dostluğa duacı olsun,
Öyle uzansın ki birbirimize ellerimiz,
Onları birleştiren Allah olsun,
Öyle bakalım ki birbirimize
Bakışlarımız bizi dünyadan alıp Allaha kavuştursun
Öyle dökülsün ki gözyaşlarımız,
O gözyaşlarını silen melekler olsun.
O gözyaşlarıyla cehennemler cennete dönsün...

July 3
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.

Video

No content has been added yet.

Feed

The owner hasn't specified a feed for this module yet.